14 Ocak 2016 Perşembe

Plastik Cerrah Dikerse "İz Kalmaz" Değil Mi?



Meslek hayatımda bana en çok sorulan sorudur bu...
-Kanser hastasını ameliyata alırsınız, hasta ‘‘Hayatım kurtulacak mı?’’ demez, ‘‘İz kalacak mı? ’’ der. 
-Düşüp kaşını yarmış çocuğunu acile getiren baba ‘‘Plastik Cerrah yok mu? Kız çocuğu bak iz kalırsa karışmam.’’ diye ortalığı bir birine katar. 
-Estetik ameliyat yaptığınız hasta iyileşmeye başlar başlamaz ağrı azalınca ilk sorduğu şey (sanki ameliyattan önce anlatmamışsınız gibi) izlerin ne zaman geçeceğidir.

Toplumda bu algının nasıl oluştuğunu anlamak için ilk ben ne zaman "Plastik Cerrah" ve "Plastik Cerrahi" kavramları ile karşılaştığımı düşündüm. Yıllar önce daha ortaokul öğrencisi iken seyrettiğim bir televizyon dizisi vardı. Zengin bir çift küçük bir bot ile timsahların olduğu Amerika’nın nehirlerinde gezerken kocası eşini tekneden itip suya düşürüyor ve kadıncağız timsahların saldırısı sonucu ölüyordu. Daha doğrusu kadının öldüğüne kanaat getiren eşi orayı terk ediyordu. Ancak kadın tüm yüzü ve vücudu parçalanmış olarak sudan çıktıktan sonra yerli kabilelerden yardım alarak hayatta kalıyor ancak yüzü tanınamayacak hale geliyordu. Asıl hikaye de bu noktadan sonra başlıyordu. Kadın gittiği bir plastik cerrahi kliniğinde tedavi görüp inanılmaz güzel, hatta eskisinden bile genç bir kadın halini alıp dizinin kalan bölümlerinde eşinden öç alıyordu.

Nasıl ki toplum genelinde basketbol sporu ‘‘Beyaz Gölge’’ dizisi ile sevilip yerleşti ise sanırım Türk toplumu da benim gibi Plastik Cerrahi kavramı ile ilk bu bahsettiğim dizi ile tanıştı, kafalarda hep o güzel, daha da gençleşmiş ve görülen hiçbir izi kalmamış sanatçının imajı kaldı. Belki insanlar için oluşan izlerin azaltılabilse bile tamamen yok edilemeyeceği düşüncesini kabullenmek yerine, plastik cerrahların izleri yok edebiliyorolmasına inanmak, doğru olmasa bile, daha kolay. Belki bazı meslektaşlarımız da muktedir olduğumuzdan fazlasını hastalarına vaat ederek bu düşünceyi besliyorlar.

Peki Plastik Cerrahları diğer branşlardan farklı kılan nedir? Neden Plastik Cerrahlar diğer branşların çalışmak istemedikleri yüz bölgesinde rahatlıkla fasiyal cerrahi yapabilirler? 
Bizlerin ellerindeki yada cebimizdeki sihir nedir? Bunları da gelecek haftaki yazımda paylaşacağım.

Sağlıklı günler dilerim.
Prof. Dr. Halil İbrahim CANTER
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı
www.ibrahimcanter.com
youtube.com/ibrahimcanter
bilgi@ibrahimcanter.com
Google.com/+ibrahimcanter





6 Ocak 2016 Çarşamba

Estetik Cerrahi Sanat Mıdır?



Tıbbın cerrahi branşları, istisnasız bir şekilde bizden önceki ustaların geliştirdiği temel tekniklerin zor bir eğitim süreci sonunda öğrenildiği branşlardır. 

Plastik ve Estetik Cerrahi ise diğer cerrahi dallardan farklı olarak hemen her anatomik bölgede ve çok çeşitli ameliyatlar ile uğraşan bir branştır. Bu bakımdan Plastik ve Estetik Cerrahlar aynı zamanda iyi bir elcerrahı, mikrocerrah (sinir onarımı ve damar onarımı ve doku nakilleri yapan cerrah) ve maksillofasiyal cerrahtır. Yapılan hiç bir ameliyat bir önceki ile aynı değildir. Ameliyatın ne şekilde yapılacağını hastadaki problemin kendisi kadar cerrahın cerrahi becerisi, klinik tecrübesi ve estetik görüşü de şekillendirir. Ancak aldığımız uzun eğitim ve yaptığımız zor ameliyatlar bizleri sanatçı yapmaz.

Öncelikle sanatçı sanatını birilerine beğendirmek için yapmaz. İçinden geleni, hissettiğini yansıtır. Kimi zaman yaşadığı dönemin ötesinde eserlerini verir. Hiç bir kurala bağlı kalmadan tualine, kiline yada mermere şekil verebilir. Yaptığı eserler zamandan bağımsızdır. Eserleri  sanatçılar öldükten sonra da varlıklarını sanatçının yarattığı şekilde sürdürür.

Plastik Cerrahlar olarak hepimiz yaptığımız ameliyatlarda hastalarımıza karşı sorumluyuz. Yaptığımız ameliyatlarla şekillendirdiğimiz hastalarımıza karşı vicdani ve yasal sorumluluğumuz var. Sırf kendi beğenimiz doğrultusunda ameliyat yapamayız. Aklınıza gelen her tekniği hasta üzerinde uygulama hakkına sahip değiliz. Estetik ön görülerimiz ile cerrahi karalarımızı versek de bunları mutlaka bilimsel gerçeklere dayandırmak, kanıta dayalı tıp kavramı içerisinde hareket etmek zorundayız. Ayrıca Plastik Cerrahide yaptığımız hiçbir işlem zamana karşı direnemez. Hastalarımızın yaşı ilerledikçe en iyi estetik sonuçlarda bile yaşlanma belirtileri gelişir.

Tüm bu sebeplerden dolayı bizler sanatçı değil Zanaatkârlarız. İşimizde ustalaşıp hastalarımıza en iyi hizmeti vermekle yükümlü olan, ustalığımız ölçüsünde başarılı olan insanlarız.


Hiçbir cerrah sadece Allah vergisi yetenek ile başarıyı yakalayamaz. Yeteneği dahilindeki el becerisini sıkı çalışma ile geliştirmeli, her hekimin yapması gerektiği gibi güncel yayınları takip ederek tıp bilgisini yenilemeli ve geliştirmelidir. Plastik Cerrahlar tıbbın sınırlarını zorlayarak bu sınırları hep öteye, daha öteye götürseler de sonuçta hekimlik icra eden insanlardır. Bizler başarılarımızı heykeller, resimler önünde pozlar vererek değil hastalarımıza maksimum özeni göstererek, hastalarımızda karşılaştığımız sorunlara çözümler üreterek ve yenilikleri takip edip cerrahi tekniğimizi geliştirerek yakalarız. Sanatsal faaliyetler insanın estetik görüşünü şekillendirse de cerrahi tekniğini geliştirmez. 

Not: Bilimsel bir faaliyetin ne kadar meşakkatli ve uzun zamanda yapıldığını anlatan bir paylaşımımı bir önceki blok yazımda bulabilirsiniz.  

http://ibrahimcanter.blogspot.com.tr/2016/01/30-aralk-2015de-belki-yln-en-anlaml.html



Prof. Dr. Halil İbrahim CANTER
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı
bilgi@ibrahimcanter.com 
www.ibrahimcanter.com

5 Ocak 2016 Salı

30 Aralık 2015'de belki yılın en anlamlı hediyesini aldım.


30 Aralık 2015'de belki yılın en anlamlı hediyesini aldım. 
Sizlerle bu hediyenin hikayesini paylaşmak istedim.

Haziran 2012 de endoskopi yapılması için bana genel anestezi uygulanmıştı. 
İşlemden sonra anestezinin etkisi geçip kendime geldiğimde  sorun olmadığı söylense de günün kalanını uyuklayarak geçirmiştim. 
Akşam saatlerinde ise Hilton Otel'de deri yerine kullanılabilecek bir ürün ile ilgili yapılacak lansmana davetli olduğum ve daveti önceden kabul ettiğimin hatırlatılması üzerine hastaneden çıkıp yola koyuldum. Davete katılmak zoruma gitse de verdiğim sözü tutma isteğim ve uzun zamandır bir araya gelemediğim meslektaşlarımı görüp sohbet edebilme fırsatını yakalayacak olmam beni motive ediyordu.
Toplantı salonunda yabancı bir konuşmacı bağışıklık sistemini tetiklememek için hücrelerinden arındırılarak hazırlanan deri iskeletinin kullanımını klinik örnekler ile anlatıyordu . Bir anda aklıma bu iskeletin içerisine kök hücreleri koysak ne iyi olur dedim. 
  Kök hücreler bağışıklık sistemini tetiklemeyip yara iyileşmesini de hızlandıracaklardı. Konuşmacıya dolaylı yoldan bir soru sorup kimseyi uyandırmadan (buna da bilimsel bencillik deniyor herhalde) böyle bir şeyi deneyip denemediklerini öğrendikten sonra gece geç saatte eve gittiğimdeki ilk işim  bilgisayarımı açmak oldu. 
Eşimin "Nasıl oldun? Acelen nedir? Ne yapacaksan yarın yaparsın, istirahat et şimdi” demesine aldırmadan tıp literatürüne baktığımda o güne kadar bu konuda hiçbir yayın olmadığını gördüm. Heyecanım daha da artsa da o an için yapabilecek başka bir şey yoktu.
Sonraki günler ise fikrin hayata geçirilmesi oldu.

Öncelikle Acıbadem hücre laboratuvarı sorumlu doktoru Prof. Ercüment OVALI ile fikri paylaştım. Heyecanla yapmak istediğini, hatta kendisinin kandan elde ettiği doğal bir iskeleti (scafold) kullanabileceğimizi bildirdi. Sorun araştırma için gereken mali kaynağı bulmaktı. Kaynak ararken Sanayi Bakanlığı'nın üretime yönelik yeni ürün geliştirilecek konularda, bir sanayi kuruluşunun ortak olduğu, üniversitede de bir araştırma görevlisinin tezi olan çalışmaları desteklediğini öğrendik. 

Acıbadem Üniversite'sindeki asistanım henüz tez aşamasında olmadığından BezmiAlem Üniversitesi Plastik Cerrahi AD Başkanı Prof. Ethem GÜNEREN'i aradım. Çalışmaya severek katılacağını, kliniğinde tez yapma aşamasına gelen kişinin de tez danışmanı olarak bu konuda çalışmasına olanak sağlayacağını bildirdi. Sonrası ise şimdi Plastik Cerrahi Uzmanı olan Dr. Mustafa Aykut ÖZPÜR, Dr. Fatma Nilay YOĞUN ve Dr. Emre Gönenç BAYGÖL’ün özverili çalışmaları ile oldu. 
Uygun deney modeli bulabilmek için hep beraber Avcılar’da İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne gittik. Projeyi zamanında yetiştirmek için bayram tatilinde bilgisayarlarımız başında telekonferans ile çalıştık. 
Araştırma konusu Prof. İbrahim ÜNSAL tarafından Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim kurulu Başkanı Sn. Mehmet Ali AYDINLAR’a iletildiğinde kendileri çalışmaya tam destek sağladı. Bu sayede proje Sanayi Bakanlığı’na iletilirken projenin sanayi kuruluşu ortağı Acıbadem Sağlık Grubu LabMed oldu. Proje desteklenerek çalışmalar başladığında asistanlarımız deneklerin cerrahi işlemlerini titizlikle yapıp sonuçları takip ettiler. 
Değerlendirme kısmında ise Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden Prof. Süleyman KAPLAN desteklerini esirgemedi. Deneysel çalışmanın sonuçları o kadar yüz güldürücü oldu ki insan çalışmalarının sürdürülebilmesi için yapılan etik kurul başvurularına olumlu cevap alınmasını sağladı. Yanık hastalarında yapılan çalışma ıstırap çeken insanların acılarını dindirecek bir ürün ile sonlandı. 

Asistanlarımız o yıl katıldıkları senelik Plastik Cerrahi kurultayındaki yarışmada birincilik ödülünü alarak bizleri onurlandırdı. Neticede Haziran 2012’de başlayan yolculuğumuz yapılan çalışmanın Plastik Cerrahi literatürünün en prestijli dergisi olan PRS’nin Ocak 2016 sayısında yayınlanması ile son buldu. 


Çalışmanın yayınlandığını hastaneye giderken cep telefonumdan PRS’nin gelecek sayısında çıkacak makalelere göz gezdirirken şans eseri öğrendim. Diğer yazıları incelerken kendi yazımızı görmem çok büyük bir mutluluktu. Benim yeni yıl armağanım birbirine inanan bir grup insanın üç buçuk yıllık emeğinin sonucunda kafamdaki hayalin gerçek oluşuydu.
Takımdaki herkesin üzerine düşeni yaptıktan sonra görevi bir sonraki kişiye devretmesi ile süre gelen, şahsımın ve Sn. GÜNEREN’in gözetiminde geçilen uzun bir yoldu.
Akla gelen bir düşüncenin bilimsel sistematik içinde irdelenmesi, yürütülen bir bilimsel araştırma ile sonuca bağlanması ve sonuçların yayınlanarak literatüre kazandırılmasıydı.

Bu yolda bizlere inanıp destek olan tüm kişi ve kurumlara, bu yolu bizimle beraber yürüyen tüm ekip arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ederim.


Prof. Dr. Halil İbrahim CANTER
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı
bilgi@ibrahimcanter.com 
www.ibrahimcanter.com